29 Şubat 2016 Pazartesi


OTOMATİZME AĞIT.

Önümde duran TELEVİZYONUN SURATINA SIÇMAK isterken uyanıyorum DOĞA-ÜSTÜ esrikliğimden.

Yüzümde Lewis Caroll'un peşine takılıp gittiği HALÜSİNATİF tavşan maskesi.
RÜYALARIMDA;

Otomatist müzisyenlerin saksafon ÇIĞLIKLARI.

Bozuk pikaptan gelen iç gıcırdatıcı boş plak cızırtısı

Otobüslerin YILANSI tıslamaları 
Şöförlerin YILANSI kedi gözleri 
Yolcuların YILANSI çatal dilleri. 

Kendini kuyruğundan yakalayarak yemeye hazırlanan yılanın DÜNYA metaforu.

Gözlerini tavana dikmiş son nefesini vermekte olan İKİ METRE ELLİ ALTI SANTİMETRE boyunda vahşi ve ölümcül... tasmasında büyük ve sivri çelik uçların tam ortasında METAL KALP taşıyan siyahi köpek...

Öldürülen kuzu pirzolaları 

Sevilmeyen ve asla sevilmeyecek olan ayakları TURUNCU TİLKİLER

Kokainle TERBİYE EDİLEN örümcekler ve onların OTOMATİST sanat eserleri.

Londra'ya gönderilmesi istenen resimler.
Ve resmi isteyen adamın taşaklarında dolaşan MARİJUANA

Radyoda MASTURBATİF sinyaller
Televizyonda MASTURBATİF görüntüler.

WİLLİAM BLAKE şiirlerinde hızlıca dolanaduran halüsinatif karıncalar.

GEORGES PEREC- AĞUSTOS BÖCEĞİ- UYUYAN ADAM
Ağustosta karınca 
Ekimde Ağustos böceği cesetleri.

AĞLAYAN BİR KADIN

Sürekli ağlayan bir kadın 

Onu izleyen CESET TORBASINDA BİR ADAM
Adamın hemen yanında iri siyah bir köpek 
Köpeğin kalbi metal
Metalin kalbinde kadın.

Unica Zürn'ün RUHUNDA kara bahar
BAHAR'da komşunun penceresinden intihar etmiş ON-ÜÇ YAŞINDA BİR ÇOCUK

Çocuğun ruhu AĞIR.
Çocuğun ruhu ÖZGÜR.

Kızıl saçlı bir adam 
Adamın kucağında ZENCİ bir kadın
Kadının yanında ağlayan zenci BİR KADIN,
Ağlayan zenci kadının hemen yanı başında kahkaha atan ZENCİ bir ÇOCUK.
Uykusu geldiği için beşikte sonsuzluğa ağlayan BEYAZ BİR BEBEK .
Bebeğin BİBERONUNDA ZEHİR. boynuna pasifik zincirle bağlı ŞEKERLİ TARÇIN. 

Bir bardak ucuz bira için sıraya giren 50 yaş üstü adamlar,
Ruhunu alkolle yıkayıp ayin yaparcasına arınan EMEKLİ ZEN BUDİSTLER.
Otobüste büyük tele-ekranlarda HATİM İNDİREN diyanet işleri
Çadırlarda yoksullara vaaz veren acımasız KATOLİKLER. 
Siklerini sıvazlayıp kaderine ağlayan PEDOFİLİK PROTESTANLAR 

HEDOFİLİK devlet BAŞKANları. 

Yol kenarlarında cilveleşen KADIN formunda ERKEKler. ERKEK formunda KADINlar.
EGON SCHİELE'nin desenlerinde YORGUN ve DEVİNİMLİ ve EKSPRESYONİST ve CİNSEL zafer işaretleri.

OTTO DİX resminde masa başında duran ve sigara dumanında cilveleşen meleklerin ORGAZM EDEN VALS ÇIĞLIKLARI.

YILANLARLA ve KARTALLARLA mağarada yaşayan HİSTERİK FİLOZOF
ve onun hayallerinde ÖLEN acınası SOYTARI.

ve kızıl saçlı kadın

CHİRİCO resminin eksik kalan parçası 

ve KÜBİST parmaklar

EKSPRESYONİST bir yüz

DaDAisT bir beyin

Canlı AHTAPOT SALATASI.

İçinde NİHİLİST KÖR BİR GÖZ...SİYAH KÖPEĞİN TÜYLERİNDE KALABALIĞA AĞLAYAN. 

ALİCAN PINARBAŞI

9 Şubat 2016 Salı





KURGUNUN BOK KOKUSU

İçimizdeki boşluğa AVM yaptılar. 


İçimizdeki boşluğa KOYU KAHVERENGİ kişisel gelişim rafları takıp, boğazımıza kadar safsatalarla doldurdular. Nefes alamaz duruma gelince bir-iki tane Dostoyevski bıraktılar. 


Umut tohumları ektiler. Büyüp yeşerince biçip, işleyip, tekrar sattılar.YETMİŞBEŞ KURUŞA. 


İçimizdeki boşluğu lüks arabalar, motosikletler, 


AKILLI evler, 


AKILLI telefonlar, 


AKILLI televizyonlar, 


AKILSIZ beyinler, 


aptal sosyal yaşantılar, kariyerler, statüler, popüler müzikler, saçma sapan konser biletleri, 

uzun sakallı hipster geçinen melankolik SİK kafalı sokak müzisyenleri, bombok eğlence kültürleriyle doldurup bunları sevdirip, uzaktan bize güldüler.

İçimizdeki boşluğa hayvanat bahçesi açıp büyük büyük kafesler yaptılar. İçerisine maymunları koyup, FISTIK attırdılar. Kafeslerin içindeki hayatları değersiz gösterdiler. BİZİ demir parmaklıklar arasında mutlu ettiler. 


İçimizdeki boşluğa evlendirme programları, o TARZ benim, bu TARZ senin, şu TARZ hepimizin dediler . Nothing Else Matters'ı BOK KAFALI ŞİŞKO bir gerizekalı ya söylettiler.Tuttuğumuz takım uğruna insanları öldürebileceğimizi gösterip. Tuttuğumuz takımın topunu bize tutturdular. 


İsimleri aştan başka bi sikim olmayan tv programlarını bölüm bölüm dizi dizi götümüze soktular. 


1000tl-2000tl-5000tl'ye lüks TV ler aldırdılar. Sırf beyin mastürbasyonlarımızı daha ELİT bir şekilde yapabilmemiz için.  


Spor programları yaptılar içimizdeki boşlukta mesela. Üç tane YUVARLAK KAFA dallamayı YUVARLAK MASA etrafına toplayıp beynimizi siktiler. Şifreli kanalları çok cüzzi bir bir miktar PARAYLA KALDIRIP, SİKİMİZ pantolunun üzerinden SIVAZLAMAMIZA son verdiler. At koşturdu bu orospu çocukları bizim olan içimizde. 


İçimizdeki boşluğa internet ağları ördüler. FEYSBUK falan TİWİTIR falan fenomenlerle tecavüz ettiler hanemize. Yüzümüze televizyon,tablet,bilgisayar,telefon ışığından başka ışık yansıtmadılar. RADYASYON İNSANI olduk çıktık o kadar ışıkta. 2000'li yılların başında verdiler elimize bir sanal bebek, OYNADIK DURDUK. yemedik yedirdik içmedik içirdik. Gece uyandık. Sanal bebeğin SIÇTIĞI BEZİ DEĞİŞTİRDİK. SANAL İNSAN olduk. Similasyon-Simülakr takıldık gece gündüz. 


SANAL bebek, SANAL kadın, SANAL adam, Sanal öğrenci, SANAL siyasetçi, Sanatçı, Futbol yorumcusu, Spiker, İş adamı, filozof, Ahlak bekçisi, Kuramcı, Eleştirmen, Başreis, Cumhurreisi, Ankara Büyükşehir Belediye reisi, 

Sanal sağcı, Sanal solcu, Sanal ortacı, Sanal ORTA PARMAKÇI, Memur, Danışman, Först Leydi, Öğretim üyesi, Doçent, Profesör, Ordinaryus,Profesyonel öğrenci, Fizikçi, Kimyacı, Biyoloji öğrencisi, 

Sanat eleştirmeni, Sanat galericisi, BADEM BIYIKLI müze müdürü, Sanat simsarı( PEZEVENGİ), Sanat sevici, Yönetmen, ORKESTRA ŞEFİ, Müzisyen, Dansçı, Salsa, Çaça, Baçata, TANGA.


Tezgahta HIYAR satıcısı, Tezgahta HIYAR, Profesyonel TACİZCİ, Profesyonel TECAVÜZCÜ, Pprofesyonel TORBACI, Tinerci, Balici, Alkolik REKLAM yönetmeni, Fabrika İŞÇİSİ...


SANAL Kant, SANAL Hegel, Nietzche, Platon, AristoTELES Heidegger, Spinoza, Slovay Jijeq, Hume,Scopenhauer,Fuko,Benjamin, 


Shakespeare, Sartre, Camus, Pessoa,Dostoyevsky, Tolstoy, Oğuz Atay, Kafka, Ginsberg, Keraouc, 


Picasso, Salvador Dali, Frida Kahlo, Da Vinci, Andy Warholl, Elvis Presley, Marlyn Monroe, 


Mao, Marks, Lenin,Sstalin,Kemal Atatürk, Adolf Hitler, Barak Obama.


PROFESYONEL porno izleyicisi, profesyonel MASTÜRBATÖR, profesyonel ayak FETİŞİSTİ, profesyonel MEME fetişisti A-B-C-D-E, 75-85-95


İçimizdeki boşluğa REKLAM panoları DİKİP renkli ışıklı led'lerle süslediler. SEKSİVE KAVRUK BACAKLARINA DOKUNUP orgazm dercesinde sundular reklam kadınlarını.


İçimize çeşit çeşit giyim mağazaları açıp, her ay sonu %50,%60, %70 İNDİRİM yaptılar.


içimizİ, SMALL, Medium, Large boylarda iğrenç STARBUCKS kahveleri ile doldurup, reklamlı damacana boy kahveyle YEŞİL RENK KÖPEK ELBİSESİ GİYDİRİLMİŞ BİGGLE KÖPEK GİBİ DOLAŞTIRDILAR şehir merkezlerinde. Evet yaptılar bunu. 


Umumi tuvaletler inşa edip 1tl ile girip AZIMIZA SIÇTILAR.


Yitirdiğimiz AŞKLAR yerine yitirdiğimiz AMPULLER'e ağladık durduk. 


Eh sevgili DOSTLARIM. AZIMIZA SIÇTILAR,kustular,boşaldılar. 


HAVASIZ


NEFESSİZ


KALABALIK kaldık. 


içimiz çürük, İÇİMİZ dibine kadar BOK DOLU.


DİPNOT: İçimize aynı fiyata %50 DAHA FAZLA albeni çikolata da koydular.



ALİCAN PINARBAŞI

1 Şubat 2016 Pazartesi

Çemberden Düze
  Aydınlanma’nın loşluğunun hâlâ her şeyi örttüğü süreçte: elimizde akıl-merkezli dünyanın posalarından başka bir şey kalmadığı açık. (H.D.)

   Mekanikleşmiş günümüz yaşantısı ve kentleri ve kentsoyluları pornografik, retrospektif, lenduhadır. Kabalaşan insanoğlunun Aydınlanma ile başlayan “Naifliğin Yitişi ve Kibarlık Budalalığı” adlı oyunun son perdesine girmiş bulunuyoruz. Sürerlilik yok. Aksine sirküler-devingen bir yapının kopyasının kopyasındayız yalnızca. Bin yıl öncesinde yapılan bir aya bakma artık yok. Gördüğümüz yalnızca ayın sudaki aksi ve ona da sahip olmak için boğuluyoruz. Ay ise yalnızca bir odaklanmadır.
   Her gecemizi boğucu bir karanlıkla geçiriyoruz ve her günümüzü boğucu bir karanlıkla geçiriyoruz. Odaklandığımız şey yalnızca bir yansıma. Ve odak noktasından ötelendikçe noktamız küçülüyor. Odak etrafındaki cisimler yanılsamanın yanılsaması olabiliyorlar yalnızca. Ve hatırlanmaya mecburlar. Odak dışı kalan cisimler; flulaştıkları kadar kuvvet uygularlar. Bu konumda Sartre’ın söylediği gibi “Cehennem öteki insanlardır.” Ancak yine de Wittgenstein’ın “Cehennem kendinizsiniz.” savı da aynı şekilde geçerliliğini kendi içerisinde barındırır. Odaklanılandan ve odaklanandan bağımsız bir dış çevre mümkün değildir. Odak dışı kalan cisim odak ne ise ona dönüşür ve onda var olur ve sirküler devingen kuvvetini bağımlı olarak buradan alır.
   Ne yapmalı?
   Aydınlanma’dan günümüze sirküler devinim kendi reprodüksiyonlarını da içine alarak maksimum stress konumuna ulaşmıştır. Bu noktada naifliğin yeniden kurulumu için çemberin düz bir çizgiye dönüştürülmesi amacıyla eman yam-yamlar kabileleri:
“…
 içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
 durdurup parçalamadıkları
 önüne yüzer ellişer
 yatıp apartman kadar
 ağır tekerleklerini üzerlerinden geçerken
 öpüp ağızlarını ezdirmedikleri”
demeliler.
   Herkes yalnızca elini taşın altına koymaya çalışıyor. Elimize geçen yegâne şey ise parmak kırıkları.
   Ne yapmalı?
   Bir taşı en iyi yontan su ve rüzgârdır. İçimizdeki hüznün yapaylığından –o sabun köpüğü kırılganlığından ve bozulan yapısından- kurtularak bir sara nöbeti neşesine ve derinliğine ulaştırmalıyız. Hüznü kaldırıp rafa koymaktansa –ki bu noktada da elimize geçecek yalnızca parmak kırıklarıdır- onu dönüşen ve yeniden dönüşen bir yapıya sokup bu sirküler-devingen yapıyı kırmadan düz bir çizgiye dönüştürmeliyiz.
   Bu noktada elimizde iki sorun mevcudiyet kazanıyor. İlki; bu sirküler-devingen yapının rijiditesinin kaybolmasının nasıl sağlanacağı? Bu işin koşulu yalnızca cıvıklaştırmaktan geçer. Yalnızca saf cıvıklık bir şeyi yok sayar onu görmezden gelir ve odağı cıvıklık olduğu için onu geri dönüşümsüz bir şekilde değiştirir.
   Elimize geçen ikinci sorun ise aslında birinci sorunun çözülmesi durumunda açığa çıkıyor; bu cıvıklık içerisinde, tıpkı nehrin akıntısına kapılıp giden bir kütük gibi rotamızı yitirmeye başlamışken, neye tutunacağız ve Aydınlanma ile elimizden yitip giden o naifliği nasıl gerisin geri getirebileceğiz. Eskiden olsa bize dilin ve sanatın yardımcı olabileceğini söyleyebilirdim. Ama bu denenmedi değil ve dış etkilerle sürerliliği geçersiz kılındı. Dilin sembollerinin birbirine dönüştüğü ideolojik olarak taban tabana zıt bulunan konumlarda bile elimizdeki dilsel sembollerin ve göstergelerin yetersiz kaldığı (sosyalist bildirilerde faşist bir dile yakın bir dilin kullanımı gibi) bir yerdeyiz. Bu konumda tutunabileceğimiz tek dal sencillik. Bu sencillik doğrultusunda modernizmin ve mekanikleşmenin bize getirmiş olduğu yapay egodan kurtulup kısmî nüfuzkâr ana ait mutluluğu ve bu ana ait mutluluğun içerisindeki saf hüznün, kuruntusuz, klişesiz, gösterişsiz ve yalnızca bize ait olmayan o saf hüznün küllerinden yeniden doğmasını sağlayabiliriz. Ve bu bir denizanası gibi, bir yılanbalığı gibi, bir ahtapot gibi, bir hıyar gibi bolca su (cıvıklık) ihtiva etmesine rağmen yine de stabilitesini koruyan ve fakat buna rağmen dönüşen ve değişen bir yapının içimizde bir yerlerde doğuşunun anahtarı olur.
   Ve ancak ondan sonra uyunur.
   Ve ancak ondan sonra bir gün sabah olur.
   Ve ancak ondan sonra bir gün daha yaşamak mümkün olur.
   O güne kadar, ben uyumaya gidiyorum.
   İyi geceler dünya.





Melih Bilge